Yaşlı bir peygamber, “Ben de senin gibi peygamberim” dedi, “RAB’bin buyruğu üzerine bir melek bana, ‘Onu evine götür ve yiyip içmesini sağla’ dedi.” Ne var ki yalan söyleyerek Tanrı adamını kandırdı. (1. Kral 13:18)
Bu mesajın daha geniş bağlamı 1. Krallar 13: 1-32 arasındadır. Bu ayet, çeşitli çelişkiler içinde görünen şeylerden dolayı birçok kişiyi şaşırtmıştır.
Yaşlı peygamberin sahte olduğunu iddia edersek, bu yanlış olmaz!
“Ben de senin gibi peygamberim. RAB’bin buyruğu üzerine bir melek bana, ‘Onu evine götür ve yiyip içmesini sağla’ dedi.”
Bu ayete bakıldığında bir melek aracılığıyla konuşulmuş ve genç peygambere(Tanrı adamına) hüküm edin diye emir gelmiş gibi görünüyor değil mi?
Yaşlı peygamber, Tanrı’nın iradesini değil kendi fikrini söylemiş olabilir! Ama neden gerçeği söyleyen genç peygambere (Tanrı adamına) yalan söyledi?
Bu, bir Tanrı adamı için ahlaki çelişkiler sorunu değil mi?
Yaşlı peygamber, başlangıçta kendisiyle yemek yemesinde ısrar ettiği genç peygamberi (Tanrı adamını) kandırmak konusunda açıkça Tanrı’nın isteğinden bahsetmemişti. Bununla birlikte, ikinci kehanetinden, Tanrı adamı onunla yiyip içtikten sonra yola çıktı ve yolda bir aslanla karşılaştı. Aslan onu oracıkta öldürdü.
Bu korkunç sonuçlar göz önüne alındığında, şimdi Tanrı’nın yargılamasına bakalım!
Normalde yalan söyleyen yaşlı bir peygamberin cezalandırılması gerekir. Bu ayetin bağlamında, yaşlı peygamberin değil, aslında genç peygamberin konu üzerinde olduğunu net olarak görebiliriz.
Genç peygamberin (Tanrı adamının), eylemlerin geçişi ana fikrinin özünü anlatan konudur. Ahlaki yönden basittir; Tanrı’nın sesine değil, bir adamın sesine güvenerek Rab’in iradesine engel oldu ve misyonu başarısız oldu.
Genç peygamberin(Tanrı adamının), gerçek efendisi ne yaşlı peygamber ne de bir melek değil; sadece Tanrı’dır!
Ona verilen misyonla bu denenmeyi mutlaka yenmesi ve Rab’bin amaçlarına ulaşmak için sözüne sadık kalması gerekir.
Kendisi Tanrı tarafından seçilmiş olan bir peygamber olarak, başarılı olması lazımdı.
“Burada ne yer, ne de içerim. Çünkü RAB bana, ‘Orada hiçbir şey yiyip içme ve gittiğin yoldan dönme’ diye buyruk verdi.”
Ama bu denemeden sıklıkla başarısız oldu ve burada bir çok anlamıyla bize ruhsal bir ders veriyor.
Öncelikle, her ruha inanmamalı ve ruhun Tanrı’dan olup olmadığını anlamak için ruhları sınamamız gerekir. (1. Yuhanna 4: 1-2)
Tanrı’nın aracılığıyla konuştuğunu iddia eden birçok sahte peygamber her yana yayılmış bulunuyor ve onlar Tanrı’dan değildir.
Eğer Tanrı’dan gelen gerçek ruh ise, İsa Mesih’in beden alıp geldiğini kabul eder!
İsa’nın çarmıha gerilmesine engel olan Petrus’u açıkça azarladığı gibi (Matta 16:23)
Tanrı’dan gelen ruhu bununla tanıyacaksınız. İsa’yı kabul etmeyen hiçbir ruh Tanrı’dan değildir. Böylesi, Mesih Karşıtı’nın ruhudur.
İkinci olarak; Tanrı’dan gelen ruhun, kendi koşullarımıza uyması veya amaçlarımız için kolayca değiştiğine değil; muhakkak kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan Işıklar Babası’ndan geldiğine bakmak lazım.
“Tanrı, yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu.”(Yakup 1:17 -18)
Tanrı’dan gelen ruh aracılığıyla, O’nun iradesi bize direk olarak söylenir ve ne demek istediğini belirtir.
Tevrat kitabında (Çölde Sayım 23:19)’da “Tanrı insan değil ki, yalan söylesin; İnsan soyundan değil ki, düşüncesini değiştirsin. O söyler de yapmaz mı? Söz verir de yerine getirmez mi? “
Tanrı bir adam değil ve yalan söylemeye gerek duymaz ve kendi isteği, yeri ve zamanı geldiğinde olur. Ama şunu da unutmamak gerekir: Tanrı’nın değişmezlik gerçeği, bize olan yargısının hiçbir zaman değişmeyeceği ya da bizi acımasızca affetmeyeceği anlamına gelmez.
Tevrat kitabında Musa, Tanrı’ya halkı için yalvardığında, “ Bütün iyiliğimi önünden geçireceğim. Adımı, RAB adını senin önünde duyuracağım. Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım. ” (Çıkış 33:19).
Tanrı, seçilmiş olan halkının yok edilmesi konusunda fikrini değiştirdi ve onlar için merhamet ve şefkat gösterdi.
Üçüncüsü, Tanrı’dan gelen ruhu dinlemek için çevremizdeki gürültüden ve karmaşadan ayrılmalıyız.
Peygamber Samuel, küçük yaşlardayken Tanrı’dan gelen sesi açıkça ayırt edebilmek için yardım istedi.
Tapınağın yönetimi altında hizmet eden Eli’e gidip sordu ve o da Rab’bin sesinin Samuel’e geldiğini anladı. Bunun üzerine Samuel’e, “Sana yine seslenirse, “Konuş, ya RAB, kulun dinliyor’ dersin.”
(1 Sam 3:9)
Tanrı’dan gelen ruhu’n sesi ile birlikte yaşamak için bütün denemeler ve mücadeleler ile ruhsal savaş olabilir ve çok zor durumda mağdur kalınabilir. Her şeye rağmen O’nun sözüne güvenip itaat etmeliyiz.
Sonuç olarak Tanrı’dan gelen sese itaatsizlik etmek günah’dır
“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23)
Biz, günahkar olarak Tanrı’ya itaatsizlik edebiliriz ve O’nun dediğini yapmayabiliriz ama unutmayalım ki tövbe yolu ile Tanrı’nın lütfunu dileyebiliriz. O’nun lütfu, karşılıksız olarak bizi aklar.
Teşekkürler
E-hoca
