
Geyik akarsuları nasıl özlerse,
Canım da seni öyle özler, ey Tanrı!
Canım Tanrı’ya, yaşayan Tanrı’ya susadı;
Ne zaman görmeye gideceğim Tanrı’nın yüzünü?
Gözyaşlarım ekmeğim oldu gece gündüz,
Gün boyu, “Nerede senin Tanrın?” dedikleri için.
Anımsayınca içim içimi yiyor,
Nasıl toplulukla birlikte yürür,
Tanrı’nın evine kadar alaya öncülük ederdim,
Sevinç ve şükran sesleri arasında,
Bayram eden bir kalabalıkla birlikte.
(Mezmur 42: 1-4)
Mezmur 42
Bu Mezmur, Tanrı’ya duyulan çaresiz bir özlemi ifade ederek başlar. Bu meşhur benzetme, susuzluktan nefes nefese kalmış bir hayvanı betimler. Tanrı’yı tanıma ve O’nunla iletişim kurma arzusu acil ve hayati bir ihtiyaçtır. Mezmur yazarı burada muhtemelen Kudüs’teki mabette -tapınakta- Tanrı’ya ibadet etmek istemektedir. Bu ibadetten alıkonulmak acı vericidir. Yine de Mezmur yazarı Rab’be güvenir ve kendi kurtuluşu hakkında güvence verir.
Sadık insanlar bile umutsuzluğa kapılabilir. Yazar, ezici bir keder duygusunu ifade etmeye yönelir. Bu, acımasız bir dalga zincirine veya amansız bir şelalenin çağlamasına benzetilir. Bir diğer olası nüans ise, aynı derecede derin bir karşılık bekleyen derin bir manevi ihtiyaç fikridir. Düşman saldırıları Mezmur yazarını umutsuzluğa sürükler, ancak Tanrı güvenilmeye değer sağlam bir Kaya’dır. İnançsızlar tarafından alay konusu olmak acı vericidir, ancak Tanrı’nın iyiliğine olan güvenimizi gölgede bırakmamalıdır. Bunun yerine, Mezmur yazarı geleceğe umutla bakar.
